Semazenler.com | Semazen, Semazenler, Hz. Mevlana, Sems-i Tebrizi, Mevlevilik, Konya, Sema Grubu, Sema Gösterisi, Sema Organizasyonu
Sorularınızı İletişim Formundan Sorabilirsiniz
Her Cumartesi Sema Programlarının Yeni Saati 21.00
Çok yakında Dünya Dillerinde Hizmet Vereceğiz
Sema Grubu Organizasyonları İçin Sitemize Kayıtlı Organizatörlerden Bilgi Alabilirsiniz!
25/28 Marta Almanya'da Sema Ayini ve Tasavvuf Gösterisi!
Semazen, Semazenler Hakkında Bilmek İstedikleriniz Bu Siteden Öğrenebilirsiniz!
Her Cumartesi Günü Ücretsiz Sema Gösterisi!
Çok yakında Dünya Dillerinde Hizmet Vereceğiz
Semazenlerin Düğünlerde Semaya Çıkması Doğrumudur?
Doğrudur
%27,32
Yanlıştır
%32,47
Kesinlikle Yanlıştır
%39,18
Diğer
%1,03
Site Admin ve Yönetici
Ahmet Faruk OFLAZLAR
Mail ve Msn : konya@konyaofset.com

Sema ve Tasavvuf Organizasyon
Emirhan DOĞAN
Gsm : 0.538 622 27 19
Msn : bilgi@emirhandogan.com

Semazenler.Com Acil Destek Formu!
 Adınız ve Soyadınız?
Mail Adresiniz?
Sormak İstediğiniz Konu?

 

...: ALT BAŞLIKLAR :...
*SEMA NEDİR? *SEMA ADABI? *EDEB ERKAN? *MEVLEVİ TERİMLERİ *MEVLEVİLİK *S.S.S

SEMA ADABI  

"Semâ" adı ile tanınan Mevlevî Âyininin resmî adı "Mukâbele-i Şeriftir. Mevlevî mukabelesi, tekkenin 'Semâhâne' denilen bölümünde icra edilir. Semahane, genellikle et

rafı parmaklıklarla çevrili bir ziyaretçi yeri -züvvâr maksuresi-, âyin okuyan ve çalanlara ayrılmış 'Mutrıb-hâne' ve semâ edilecek bir alan olan 'Meydân-ı Şeriften ibarettir. Namaz kılınırken imamın durduğu mihrab ve Mesnevî okunurken Mesnevî-hân Dede'nin yer aldığı Mesnevî kürsüsü de Semahaneye dahildir. Bazı tekkelerde türbe de Semahane ile aynı çatı altındadır. Mevlevîlikte mukâbele-i şerîf, İstanbul dışındaki tekkelerde genellikle Cuma namazından sonra yapılırdı. İstanbul'daki beş Mevlevihâne de ise belli günlerde mukabele vardı. Cuma ve Salı Galata, Cumartesi Üsküdar, Pazar Kasımpaşa, Pazartesi ve Perşembe Yenikapı, Çarşamba Beşiktaş (daha sonra Eyüb Bahariye), Mevlevîhânelerin âyin günleri idi. Ayrıca İhyâ Geceleri' denen bayram ve kandil gecelerinde ve hilâfet merasimlerinde de âyin yapılırdı. Mevlevî Âyini, Hz. Mevlâna tarafından tamamen bir vecd hâlinin ifadesi olarak, bir usûl ve merasime bağlı olmaksızın yapılan semâın, bir düzene bağlanması ile oluşmuştur. Hz. Mevlâna'nın düşünce, fikir, yaşayış, ilim, aşk ve cezbesinin, bir tasavvuf ekolü halinde ortaya çıkışı, oğlu Sultan Veled zamanında olmuştur. Sultan Veled ve hatta oğlu Ulu Arif Çelebi, aynen Hz. Mevlâna gibi, belli bir düzen olmadan, coşkunlukla semâ ederlerdi. Ancak ayrıca Cuma namazından sonra Hz. Mevlâna'yı anmak maksadı ile tertiplenen toplantılar, âyinin bir düzen halinde ortaya çıkmasına sebep teşkil etmiş ve semâ meclislerine belli bir düzen verilmeye başlanmıştır.

 

Âyin, önce Pîr Âdil Çelebi ve daha sonra da Pîr Hüseyin Çelebi tarafindan bugünkü sekil ve düzenine konulmustur. Pîr Âdil Çelebi, Sultan Veled'in(ö. 1312) oglu Semseddin Emir Âbid Çelebi'nin(ö.1338) oglu Emir Âlim Çelebi'nin(ö.1388) ogludur ve Feridun Ulu Arif Çelebi'nin(ö.1328) oglu Muzaffereddin Ekber Emir Âdil Çelebi'nin(ö.1368) oglu olan II. Arif Çele-bi'nin 1421'de vefati ile Çelebilik makamina geçmis, 1460'da vefatina kadar 39 yil bu görevde kalmistir. Semâ âyinine bugünkü seklini veren bu zattir. En son sekillendirme ve teferruat düzenlemesi ise, Afyonkarahisarli III. Ârif Çelebi'nin 1642'de vefati ile Çelebilik makamina geçen ve Ferruh Çelebi'nin(ö.1591) oglu olan Hasan Çelebi'nin oglu Pîr Hüseyin Çelebi (ö.1666) tarafindan yapilmistir. Konya'daki Âsitâne'nin (Pîr Evi) 18. postnisîni olan Pîr Hüseyin Çelebi, Tekke Medrese kavgasinin en atesli zamanlari olan Sivasîler-Kadizâdeler kavgasini görmüs, yasamis ve bu tesirle de Mevlevi Semâ Âyinini, cahiller ve inatlarin disinda, herkesin kabulüne mazhar bir düzenle ortaya koymustur.

 Bu düzenlemeye göre Mevlevi Mukâbele-i Serîfi söyle yapilir:

 Mukabele günü veya gecesi, görevli Meydanci Dede namaz vaktinden biraz önce, semahaneye girerek, yere ters olarak yayili duran kirmizi renkli seyh postunu alir ve sol omzuna koyar ve seyh dairesine giderek, semâ izni ister. Seyh, "Eyvallah" diyerek izin verdigini belirttikten sonra, Meydanci Dede, dervislerin duyabilecegi kadar yüksek sesle ve özel okunusu ile "abdeste tennureye sala" diye seslenir ve postu semahaneye götürüp usulünce yayar. Sonra ezan okunur. Semâa girecek dervisler, semâ kiyafetlerini giyerler. Tersine katlanmis olan tennureler koltuklarindan tutulur ve öylece kibleye karsi diz üstü oturulup, Hz.Mevlana'nin ruhuna üç Ihlâs bir Fatiha okunur Yine oturmakta iken tennurenin yakasi öpülüp bastan asagiya geçirilir. Böylece tennure tersken, yüz olmus olur. Sonra ayaga kalkilip, bele baglanan "Elifi nemed" (veya elif-lâm bend) kemer gibi baglanir ve özel sekilli bir yelek olan"deste-gül" sirta giyilir. "Resim Hirkasi" denen çok genis kollu, uzun ve genis hirka da omuza alinir ve sikke de basa giyilerek kiyafet tamamlanmis olur.

 

Meydancı Dede'nin "Buyrun Yâ Hû" hitabı ile davet edilen dedeler ve diğer kişiler teker teker baş keserek selâm verip sağ ayak­la, eşiğe basmadan semahaneye girerler ve görev rütbeleri ve kıdemlerine göre yerlerini alarak, ayakta beklerler. Âyinin mûsikîsini icra edecek olan Mutrıb Heyeti de Mutrıb-hâne'de yerini alır. Herkes, sağ ayak başparmakları sol ayak başparmağını üzerinde; yani "ayakları mühürlü" denen durumda ve sol eli ile sağ omuz, sağ el ile sol omuz tutulmak suretiyle ayakta durarak, Şeyhin gelişini bekler. Bu duruş şekline "Niyaz Vaziyeti" denir.

 

Seyh, sag arkasindaki Meydanci ile birlikte semahaneye girip ayak mühürleyerek basini egmek suretiyle selâm verdiginde, herkes ayni biçimde sessizce selâma cevap verir. Seyh, postuna geçer ve namaz baslar. Camideki usûlün aynisi olarak kilinan namaz, Seyhin Fâtiha'si ile sona erer.

 

Namaz bittiğinde, namaz safları bozulur ve yüzler Mesnevî kürsüsüne dönük olarak yeni yerleşim hâli alınır. Şeyh, (veya Mesnevîhân) kürsüye çıkıp oturduğunda, herkes yer öperek bulunduğu yere oturur. Mesnevî'den şerh edilecek beyitleri, Şeyh kendi okumayacaksa, "Kârî-i Mesnevî" denen, Mesnevî okumakla görevli dede, daha önce Meydancı tarafından kürsünün altına serilmiş olan seccadeye, yüzü kıbleye karşı olarak oturur ve şerh edilecek beyitleri okur. Şeyh, tesirli sözler söyleyebilmek, yanlışlıkların bağışlanmasını ve hâttâ düzeltilmesini dilemek için Allah'tan yardım isteyici ve yakarıcı bazı beyitleri okuduktan sonra Mesnevî beyitlerinin şerhine başlar. Sonunda "Yüce Allah'ın sırlarının keşfedicisi olan Mevlâna işte böyle buyurdu. O'nun bu buyurdukları ne uyku halindeki rüyadır, ne faldır ne de yıldız bilgisidir. Doğrusunu Allah bilir ama, herhalde Hakk'ın bir vahyi olsa gerekir" anlamındaki dörtlük okunarak Mesnevî şerhi bitirilir.

 

Sonra Mutrıbhânede kısa bir Kur'an-ı Kerîm okunur; Fatiha okunmaz. Şeyhin kürsü üzerinden okuduğu "Post Duası" sonunda Fatiha okunur. Şeyh, kürsüden inerken, herkes öpüp ayağa kalkar ve kıbleye göre sema­hanenin sağ tarafında yerlerini alırlar. Çok ender olarak Mesnevî şerhi yapılma­mışsa, bu yer alma namazdan sonra olur. Post duası da posta oturulunca yapılır. (1950'li yıllardan sonra Konya'da her yıl yapılmakta olan Mevlâna İhtifallerindeki Semâ Âyininde bu yer alış ve sonrası sergilenebilmektedir.)

 

Bütün tarikat âyinleri, Hz.Peygamber'e olan sevgi ve saygının ifadesi olarak, salâvat ile başlar. Mevlevî Âyininde bu ifade, "Na't-ı Mevlâna" ile olur. Hz. Mevlâna'nın "Ya Habîballah, Resûl-i Hâlik-i yekta tuyi" (Ey Allah'ın sevgilisi, tek ve eşsiz yaratıcının elçisi sensin) diye baş­layan ünlü na'tını, Türk Mûsikîsinin dahîlerinden Mustafa Itrî Efendi, Rast makamında bestelemiş ve bu şaheser; "Nât-ı Mevlâna" olarak iki asırdan fazla hem Mevlevîhânelerde; hem de gerektiğinde başka tekkelerde okunmuştur. Itrî'nin bu bestesi en tanınmış nât bestesidir ve Abdülhalim Çelebi (Ö.1679) veya II.Bostan Çelebi (Ö.1705) tarafından, bir Çelebilik Makamı tavsiyesi olarak, bütün Mevlevîhânelere âyinde ney taksiminden önce okunması bildirilmiştir. Na't olarak, bu beste ile başka güfteler okunduğu da olmuştur. Ayrıca, bu bestenin bitişi olan "Yâ tabîb-el kulûb, Yâ veliyellah" sözlerinin yer aldığı terennüm bölümünde, çok usta birer icracı olan nât-hânlar görevinde bulunduğu zamanlarda böyle yaptığı anlatılmaktadır. Itrî'nin bu bestesi, İstanbul Belediye Konservatuarı Tasnif Heyeti tarafından, Yenikapı Mevlevîhânesi kudümzenbaşısı bestekâr Ahmed Hüsameddin Dede'nin okuyuş tarzı esas alınarak notayı alınmış; Zekai-zade Hafız Ahmed Irsoy ve Raûf Yekta Bey, bu eserin unutulmasını önlemişlerdir, Itrî'nin bu bestesinden evvelki beste veya bestelerin, yahut da Hz. Mevlâna'nın, Hz. Peygamberi öven birçok gazellerinin, kasîde tarzında doğaçlama olarak, okunduğunu kabul etmek gerekmektedir.

 

Na'tın okunması sessizce dinlendikten sonra, kudümzenbaşı kudüme birkaç darbe vurur ve neyzenbaşının veya onun görevlendirdiği bir neyzenin "post taksimi" adı verilen taksimi başlar. Post taksiminde, okunacak âyinin makamını önce dem sesler denen pest perdelerde ve uzun süreli seslerle gösterip sonra meyan açarak ve az makam geçkisi yapıp vakur nağmelerle taksimi tamamlamak, gelenekleşmiş bir haldir. Taksim bittiğinde hiç ara verilmeden kudümzenbaşının kudüme ilk darbe vurması ile beraber peşrev çalışmaya başlanır. Bu ilk "zahme" darbesiyle beraber Şeyh Efendi ve semâzenler ellerini şiddetli bir şekilde yere vurup ayağa kalkarlar. Buna "Darb-ı Celâl" denir. Neyzenler de ayağa kalkarak icraya katılırlar.

 

Ayağa kalmış bulunan semâzenler hırkalarına çeki düzen verip; sağa doğru birbirlerine yaklaşırlar. Bu sırada Şeyh, postun önüne çıkıp baş keserek selâm verir, herkes de baş keser. Sonra Şeyh, sağına doğru dönüp, peşrevin temposu­na da uygun bir şekilde, sağ ayağını atıp solu yanına çekerek, sonra solu ileri atıp sağı yanına çekerek yürümeye başlar. Semahanenin kenarında yüzleri ortaya dönük durmakta olan semâzenlerden sağa dönüp aynı tarzda yürümeye başlarlar. Şeyhin arkasındaki kişi (aşçıbaşı veya semâzenbaşı) postun önüne geldiğinde ayak mühürleyip baş keser ve hatt-ı istiva denen postun ucu ile kapı arasında çizili olduğu varsayılan ve Şeyhten başkasının basamayacağı çizginin sağ ayakla atlayıp solu da attıktan sonra, posta arkasını dönmeden, cephesini geliş yönüne çevirip yine ayak mühürleyip bekler. Bu sırada arkasındaki semâzen de postun önüne yaklaşmıştır. O da ayak mühürler ve postun önünde iki derviş birbirlerinin yüzüne, gözüne ve özellikle iki kaşın arasına bakarak ve hırkalarını içindeki sağ ellerini kalplerini götürerek selâmlaşıp niyazlaşmış olurlar. Postun sağındaki kişi arkasını semahaneye dönmeden yine sağa dönerek yürümeye başladığında, kendisinden sonraki semâzen yine aynı tarzdaki hareketlere devam eder. Böylece herkes birbiriyle selâmlaşmış olur ki buna "cemâl seyri" veya "cemâl cemâle gelmek" denilir.

 

Semahaneyi ikiye böldüğü kabul edilen hatt-ı istivâa post hizasındaki uzantısında gene ayak mühürlenip baş kesilir; karşı karşıya geliş olmadan yürümeye devam edilir. Eğer, türbesi olan bir semahanede âyin yapılıyorsa, türbenin yanından geçilirken de baş kesilip selâm verilir. Şeyh, birinci devirde postun önüne geldiğinde, karşısında kıdemsiz derviş bulunmaktadır. Onlarda birbiri ile selâmlaşırlar ve ikinci, üçüncü devirlerde aynen böyle devam eder. Böylece herkesin üç defa semahanenin etrafını dolaşmalarına "devr-i veledi"(Sultan Veled Devri) denilir.

 

Mutrıb peşrev çalmaya devam ediyordur. Peşrev, yürüyüş sırasında bitse bile tekrar başa dönülerek çalınmaya devam edilir. Üçüncü devirde sırasının sonundaki semâzen, şeyhi beklemeden selâmını verip yürümeye devam eder. Onun sıradaki yerini alması ile beraber şeyh de postuna geçmiş olur. Bu anda kudümzen-başı peşrev çalmaya son verilmesini işaret etmek için kudüme hızlıca birkaç defa vurur ve sadece makamı gösteren bir iki cümlelik çok kısa bir ney taksimi yapılır. (Sultan Veled Devrindeki karşılıklı niyazlaşma Konya'daki Âsitânede şeyh postu önünde değil, Hz.Pîr Mevlâna'nın sandukası önünde yapılır.)

 

Sultan Veled devri devamında, herkes, sessizce Allah ismini (İsm-i Celâl) zikretmektedir.

 

Ney taksiminin bitiminde, âyinhân denen mutrıbdaki okuyucular, yine saz refakatinde, âyini okumaya başlarlar. Şeyh, postunun üzerinde, semâı idare edecek olan semâzenbaşı hariç, semazenler omuzlarındaki hırkaları çıkarıp oturdukları yere bırakırlar ve hemen niyaz vaziyeti alırlar.

 

Seyh, postun önüne dogru üç adim atarak ileri çikar ve bas keser, herkes de bas keser. Seyh, sag eli üstte olarak ellerini kavusturmus durumda dururken, semâzenbasi seyhe dogru ilerler ve seyhin açikta duran elini, seyh de egilerek onun sikkesini öper. Semâzenbasinin sag ayagini geriye çekerek veya ileri atarak verdigi isarete göre semâzen, ya ortaya veya kenara dogru üç adimda yürüyüp semâa baslar. Omuzlari tutmakta olan eller yavasça asagiya indirilip, elin disi vücuda ve sikkeye temas ettirilip omuz hizasindan yukari kadar kaldirilir ve 'sag el yukariya, sol el asagiya' bakacak sekilde semâ edilir. Semâzenin basi hafifçe saga egik, yüze biraz sola dönük, gözleri sol elin basparmagina kisik bir sekilde bakar durumdadir. Bu sekilde son semâzen, de semâa girdikten sonra, semâzenbasi seyhe bas kesip, semâi idare etmek üzere sema hanede dolasmaya baslar. Seyhde postun gerisine çekilip, ayakta durarak semâi izler.

 

Semâzenin sol ayağına "direk", sağ ayağına "çark" denir. Direk, yerden hiç kesilmez ve diz bükülmez. Çark, direğin etrafında sola (kalbe) doğru döndürülerek atılır, direk yerden sürünerek geriye doğru hareket ettirilir. Böylece vücudun bir tam kendi etrafında dönüşüne de çark adı verilir. Direği, yerden sürümeden sabit durarak çark atmaya da "direk tutma" denir. Semâzen her tam çarkta bir defa olmak üzere sessizce içinden İsm-i Celâl okur. Semâ böylece devam eder...

 

Âyin bestesinin birinci selâmi bitip, ikinci Selâmin basladigi, beste usûlünün degistiginden anlasilir. Selâm basinda, herkes bulundugu yerde yüzleri "Kutuphane" denen semahanenin merkezine gelecek sekilde durup, niyaz vaziyetinde bas keser ve ikili üçlü gruplar halinde omuz omuza yaslanir. Seyh, postun önüne dogru ilerleyip bas kestiginde, yine herkes bas keser. Seyh, sessizce selâm duasini yapip yine postun gerisine geçtiginde tekrar beraberce bas kesilir. Semâzenbasi ve semâzenler yine birinci selâmdaki gibi semâa girerler. Yalniz, el ve sikke öpmezler. Ikinci selâm denen bölüm böylece devam eder ve yine bestedeki usul degisikligi ile Üçüncü Selâma girilir.

 

Dördüncü Selâma giriş de aynı şekilde yapılır.

 

Dördüncü Selâmda semâzenler, semahanenin ortasına girmezler ve etrafa sıralanarak sema ederler; orta yer boş bırakılır. Son semâzenin de semâa girmesinden sonra, hepsi yerlerinden kıpırdamadan direk tutarak semâ ederler. Semâzenbaşı şeyhe niyaz edip semâzleri de yerleştirdikten sonra Şeyhin solundaki yerine geçer ve artık yürümez. Şeyh ise postundan öne ilerleyip niyaz eder ve o da semâa girer. Şeyh, sol eli ile hırkasının sağ tarafını bel hizasından, sağ yakasından tutarak hırkanın göğüs kısmını sağ tarafa doğru hafifçe açarak semâ eder. Başı, semâzenler gibi, hafifçe sağa eğik ve sola dönüktür. Hatt-ı istiva üzerinden adım atarak semâ etmek suretiyle semahanenin merkezine kadar gelir. O da orada direk tutar. Bu tarz yaka tutarak ve ağır tempo ile olan semâa "post semâı" denir. Semâzen başı da bulunduğu yerde post semâı yapar.

 

Âyin bestesinin dördüncü selamin sözlü kismi bittiginde sazlar hemen saz semaisine ve takiben son pesreve girerler. Eger Niyaz Ilahisi denen Segah makamindaki eser icra edilecekse, Semai yerine sazlardan biri Segâh'a geçis taksimi yapar ve ilâhiye girilir. Saz semaisi veya Niyaz'in bitmesi ile son taksim baslar Son taksimin, post taksimi ile mutlaka ney ile yapilmasi gerekmez; baska saz ile de yapilabilir. Taksimin baslamasi ile kutuphânede direk tutmakta olan Seyh yavas yavas postuna dogru gitmeye baslar. Seyh posta vardiginda taksim bitirilir ve hemen tiz perdeden olmak üzere mutribta görevli biri tarafindan Kur'an okunmaya baslanir. Bu anda herkes oldugu yerde bas kesip, yer öperek bulundugu yere oturur. Eller omuzlarda ve bas öne egiktir. Görevli dervisler, sirtlarina hirkalarini koyduklarinda normal oturma hali alinarak, Kur'an dinlenir. Kur'an okunmasi bittikten sonra Seyhin sol tarafinda uygun bir yerde "Duâgû Dede' (Duaci Dede) özel okuyus tarzi ile, özel duayi tekbîri ve salâvati okuduktan sonra, Seyh, "Fatiha" der. Herkes sessizce Fâtiha'yi okur. Sonra Seyhle beraber her­kes yer öpüp ayaga kalkar. Seyh, postu­nun üzerinde "Hû diyelim" sözü ile biten 'gülbank'i (özel tertip ve tespit edilmis duâ) okur. Mutribhân ve semâzenler bas keserek bir nefes boyu ve yüksek sesle "Hû" derler. Seyh, postun üzerinden ayrilip bas keserek yüksek sesle selâm verdiginde, semâzenbasi yüksek sesle ve son Hû hecesini nefesince uzatarak selâma alir, semâzenler de bas keser. Seyh bu sirada postun tam karsisindaki kapiya dogru yürümektedir. Tam orta yere geldiginde yine selâm verir. Bu selâmi neyzenbasi alir, mutribdakiler bas kesen Seyh semahanenin çikisina vardiginda posta dogru dönerek bas kestiginde, herkes beraberce bas keser. Seyh semahaneden ayrildiktan sonra, herkes posta selâm vererek teker teker semahaneyi terk ederler. (Eger semâ türbeli semahanede yapilmissa, ayaga kalktiginda önce türbedekiler için Fatiha okunur sonra gülbank çekilir.) Meydanci Dede tarafindan Seyh Postunun usulünce kaldirilmasi veya katlanmasi ile Mevlevi Mukabelesi bitmis olur. Semâ sirasinda da, Sultan Veled devrindeki gibi sessizce Allah'in ismi (Ism-i Celâl) zikredilir. Semâzen çarkini yerden kaldirirken "Al", yere basarken "lah" hecesini söylemek suretiyle her çark atista bir Ism-i Celâl okuyarak zikre devam eder.

 

Mevlevî Mukabelesi denen bu resmi âyin şeklinden başka "âyin-i cem" (Aynü'l-cem) denen bir âyin tarzı daha vardır ki, tekkenin semahanesinde değil, "meydan odası" denen özel bölümünde yapılır. Ya bir sohbet meclisinde veya bir ikram için toplanıldığında na't okunmadan ney taksimi ile başlar. Âyin okunurken, herkes değil, sadece arzu edenler hırkalarının kollarını giyip post semâı tarzında kol açmadan sema ederler ve selam başlarında da durmak yoktur. Yine Kur'an okunması ve gülbank ile biter; sonra istenirse sohbete ve ikrama devam edilir. Hz. Mevlâna'nın ahrete göç etmesi hicri takvimle 5 Cemaziyelâhir 672'dir. Bu gün Mevlevîlerce sevgiliye kavuşma zamanı, gelin gecesi (Şeb-i Ârûs) olarak kabul edilmiştir. Hicri takvimin mevsimlere göre dönüşü ile yaz aylarında tekke bahçesinde açık havada; kışın meydan odasında 5 Cemaziyelâhir günü mutlaka âyin-i cem yapılırdı. Mukabele ve âyin-i cem'den başka bir ayin vardır ki buna da "Müptedî Mukabelesi" denir. Semâ etmeyi artık öğrenmiş olan bir yeni der­vişin (nev-niyâz) mukâbele-i şerîf'e katıl­masına izin verilmesi törenidir. Bu âyine Şeyh katılmaz. Âyini semahanede Şeyh Postunun yanında duran Ser-tebbâh (Aşçıbaşı Dede) idare eder. Tıpkı âyin-i cem gibi na't okunmadan ney taksimi ile başlar. Peşrevle beraber Sultan Veled Devri yapılır ve semâ başlar. Müptedî Mukabelesinin özelliği, âyin okunmamasıdır. Dört bölümlü semâ sadece peşrev çalmaya devam edilerek yapılır; yine Kur'an ve gülbank'le biter. Birçok tarikatta rastlanan besteli evrâd-ı şerîf, Mevlevîlikte yoktur. Mevlevî evrâd-ı şerîfi sabah namazı vakti topluca değil, bireysel olarak okunur.

 

Mevlevîhânelerin mesci­dinde sabah namazından sonra topluca yapılan bir zikir âyini şekli vardır ki buna " ism-i celâl çekmek" veya "Lafza-i Celâl okumak" denir. Namazdan sonra şeyh, postuna oturur; herkes görev rüt­besi ve kıdemine göre yerlerini alarak tam bir daire oluşturulur. Meydancı, iri taneli ve çok uzun bir tespihi, imamesi Şeyhe gelecek şekilde bütün halkaya yayar. Herkes iki eli ile tespihi tutar. Şeyh çok ağır ve uzun hecelerle ve pest perdeden "Eûzu besmele" çeker ve yine uzun hecelerle topluca üç defa Lâilâheil-lallah, sonra da yine üç defa ağır ağır "Allah" denilir. Sonra İsm-i Celâl hızlanır ve perde çok belli edilmeden küçük ses aralıkları ile yükseltilir. Sonunda adeta harfler belli olmadan iki hecenin sesi duyulur hale gelir. Bu sırada baş, elif harfi çizer gibi yukarı aşağı hareket ettirilir. Tespih, sağa doğru avuç içinden yürütülür. Mevlevî İsm-i Celâl zikri, kendine özgü ritmi ve perde kaldırması ile çok estetik ve çok tesirli bir zikir tarzıdır. Belli bir adet; Allah isminden sonra, Kur'an okunması, Şeyhin gülbank'i ve Fâtiha'sı ile biter. Bazen mukâbele-i şerîf'te namazdan veya Mesnevî okunmasından sonra da İsm-i Celâl çekilir. Herhangi bir sebeple mukabele yapılamadığı zamanlarda da, Aşçıbaşı Dedenin idaresinde ve semâhânede İsm-i Celâl çekilerek o gün veya gecenin "dinî âyini" yapılmış olurdu.

 

Mevlevî Mûsikîsi ve Semâ'daki Semboller

 

Mevlevî Semâ Âyini, mûsikîsinden kıyafetine kadar her alanda, pek çok sembolleri taşır. Benliğinden ölü olan Mevlevî dervişinin, başındaki sikkesi mezar taşı, giydiği tennuresi kefeni, sırtındaki hırkası kabridir. Semahane kâinattır; sağ tarafı görünen ve bilinen madde âlemi, sol taraf mânâ âlemidir. Posttan sağa doğru hareket, yücelikten düşüklüğe gidiş (ulvîden süflîye) hatt-ı istivanın sonundan posta doğru hareket düşüklükten yüceliğe varıştır ki, "seyr-i sülük" denen manevî olgunluğa erişme yolculuğunu anlatır. Kudümün ilk vuruşu "Ol" emrinin, anlatımıdır. Ney, "İnsân-ı kâmil"dir. Ney'in üflenmesi, İsrafil'in "Sûr"u üflemesidir. Kalkarken yere el vurmak hem "Ol" manın, hem Sûr'u işitince kabirden kalkmanın sembolüdür. Sultan Veled Devrindeki üç tur, "İlm-el yakîn, ayne'l yakîn, hakke'l yakın" denen bilme, görme ve olma mertebele­rine işarettir.

 

Tecelli rengi olan kırmızı renkli post üstündeki Şeyh Hz. Mevlâna'yı temsil eder. Hakikate varan yolu o bilir; ve bunun için hakikate varan en kısa yolu temsil eden hatt-ı istivâ'ya yalnızca o basabilir. Sûr'un üflenmesiyle kabirlerinden canlanarak kalkanların şaşkın şaşkın nereye gideceklerini aramak yerine, insân-ı kâmilin peşine takılıp, onun gittiği yoldan, adımlarını onun gibi ata­rak kurtuluşa eren yolu bulmayı, Sultan Veled Devrindeki yürüyüş temsil eder. Semâdaki selâmlar zât, sıfat, fiil, vahdet gibi tasavvuf anlamlarını taşırlar. Dört selâm, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet kademelerini anlatmaktadır. Dördüncü selâmda; Allah'ın tek ve gerçek varlığı ile var oluş olan, vahdet durağından kıpırdamadan, ayak direyerek duruş, anlatılmaktadır. Ve sonunda:

"bütün mânâ mertebelerini bilsen de, ulaşsan da, asla kulluktan vazgeçme, en yüce makam ve mertebe kulluktur, fakat, bilenle bilmeyen bir değildir." denilir.

sema, semazen, semazenler
Semazen Adabı   |   Hz. Mevlana   |   Şems-i Tebrizi   |   Bahaddin Veled   |   Seyyid Burhaneddin   |   Çelebilik
   |   Hüsn-i Hat Sanatı   |   Ebru Sanatı   |   Tasavvuf Müziği
Sema Nedir?   |   Sema Adabı   |   Edeb Erkan   |   Mevlevi Terimleri   |   Mevlevilik
Hz. Mevlana'nın Hayatı   |   Hz. Mevlana Dersler   |   Hz. Mevlana Dilinden Dua   |   Hz. Mevlana Sözleri   |   Mevlana İhtifalleri
Şems-i Tebrizi Hayatı   |   Şems-i Tebrizi Ve Hz. Mevlana